SEMANTİK WEB ÖLDÜ!

March 3rd, 2009

Adını koyalım, semantik web öldü. Zaten aslında ölü doğmuştu. Okuyacağınız yazı, semantik web diye adlandırılan kavramın ne olduğunu, neden ölü doğduğunu anlatmakta. Üstelik, yine bu yazı, sonlara doğru canlı doğmuş ama kilise bahçesine terkedilip öksüz kalmış başka bir kavramı da ilk kez burada tanıtıyor ve nüfusuna geçirip isim veriyor: Memetik web.

Tim Berners Lee, 1989 yılında, yeni yazmaya başladığı bilgisayar programının o zamandan 20 yıl sonra tüm dünyanın kullandığı ve asla vazgeçemeyeceği global bir ağ haline geleceğini düşünebilir miydi?

World wide web, ya da kısaca www, Leeʼnin, dünyanın en ünlü fizik araştırma laboratuvarı CERNʼdeki ortak bir sorunu gidermek için başlattığı mütevazi bir projeydi. Oxfordʼda fizik okumuştu, ancak CERNʼde Bilgisayar sistemlerine yazılımlar geliştiren ve bakım yapan bir çeşit üst düzey teknisyen olarak çalışmaktaydı. Değişik marka ve yapıda bilgisayarlarla dolu olan bu kurumda çalışan yüzlerce araştırmacının ana problemiyle uğraşıyordu: Fizikçiler, birbirlerine yazdıkları makaleleri bilgisayar ortamında paylaşamıyor, aynı yazı üzerinde beraberce çalışamıyorlardı.

1990 yılında oluşturmaya başladığı ve sonradan dünyanın en önemli açık standardı haline gelen HTML dili, Leeʼnin 12 yıl önce çalıştığı dizgi matbaasında kullandığı yazı dizgi dili olan GTMLʼden esinlenmişti. Programladığı world wide web tarayıcısı ise hayli basitti ama CERNʼdeki fizikçilerin sorununu çözmüştü. Artık herbirinin farklı işletim sistemi olan, ayrı dünyaların bilgisayarlarında HTML dili sayesinde aynı makaleye bakmak, yazı ve resim eklemek mümkün hale gelmişti.

11 yıl ileriye sarıyoruz. Yıl 2001. Time Berners Lee, world wide web sayesinde zengin değilse de ünlü bir kişidir. Kendi evladını dünyaya armağan etmiş ve bedava yazılımının her yerde kullanılan evrensel bir standart olmasını sağlamıştır. World wide web konsorsiyumu diye bir kuruluşun oluşumunu sağlamış ve de başına geçmiştir. Şimdi yeni bir evladı olmasını düşlemektedir: Semantik Web.

Bu haberi ilk kez duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu.

1992 yılında başlamış olduğum tez çalışmamı hyperlinkʼli bir global ağ üzerine yapmaya niyetlenmiş, world wide webʼin hızla gelişeceğini hissedince konuyu ve tezi 1993 başında terketmiştim. 1995 yılı başında, bu defa memʼlerle ilgilenmeye başlamış ve başladığım yeni tezde bunların world wide web üzerinde nasıl çoğaldığına ve nasıl işe yaratılabileceklerine dair bir araştırma yapmayı planlamıştım. Bu tez de kısmet değilmiş, akademiyi bırakıp iş hayatına atıldım. İşte yıllardır yakınen takibimde olan Tim Berners Lee, bu sefer de ikinci tezime çok yakın bir konuyla uğraşmayı seçmişti. Tüylerimi diken diken eden şey onun bu seçimiydi.

 

SEMANTİK WEB

Biraz bilgi: Semantik, anlambilim manasına gelir. Semantik web, birbiri arasında hiçbir anlamsal ilişki kurulmamış bir data yığını olan wwwʼnin bir sonraki sürümünde, bu yığını anlamlı hale getirme projesidir. Bir sonraki sürüm dediğim, günün birinde, eğer semantik webʼi oluşturacak öğeler yaygınlaşır ve standart haline gelirse.

Webʼin altyapısını oluşturan programların kullandığı XML ve SOAP gibi teknolojiler, veri yapıları farklı olan sitelerin, birbirleri arasında iletişim kurup veri alışverişi yapabilmesini sağlamakta. Okurlarımız Web 2.0 adı verilen ve programların veri değişmeleri için standartlar içeren yapının zaten Semantik Webʼin ilk adımını oluşturduğunu düşünebilirler.

Ancak Leeʼnin baştan ortaya koymuş olduğu şekliyle Semantik Web, bu teknolojilerde olmayan başka tür bir ilişkilendirmeyi önermekteydi. Örnekle anlatalım: Semantik Webʼde nihai amaç, bir makineye Japonca “kedi”ye ne dendiğini, ADSL servisinin en ucuz hangi şirketten satıldığını ya da bir kitapçıda filanca kitabın bulunup bulunmadığını sorabilmek ve cevabını almaktı. Şimdi gelinen noktada ise, bu işler ancak ayrı ayrı sayısız sitede Web 2.0 yöntemleri kullanılarak yapılabilmekte, ancak hiçbir şey otomatik ve birbirine ilişkilerle bağlı değil. Siz kalkıp webʼde bir yazılıma, birbiriyle ilişkili nesneler arasında akıllı yorum yapmayı gerektiren sorular soramıyorsunuz.

Semantik Web vizyonunun çalışması bazı önemli yapısal değişikliklerin oluşmasını gerektiriyordu. Örneğin, evrensel olarak bazı kavramlar tanımlanmış ve web standartları haline gelip, yazılımlarca uygulanmış olmalıydı. E-ticaret siteleri hayli yaygın olduğundan, satışı yapılan nesnelerin kategorilerinin oluşturulması ve bunları tanımlayan familyalar düşünülmesi nisbeten kolay. Kitaplar, saatler, bilgisayarlar diye kategorileri yapıp bunları kendi içlerinde de sınıflandırabilirsiniz. Amazon.com şunu yapabiliyor mesela: “Bu kitabı alanlar, şu kitabı da aldılar”.

Ne var ki, iş kategorileri derinleştirmeye ve çeşitlendirmeye gelince sorunlar baş gösteriyor. Bir bilgisayara gelip de “bana moğolların en sevdiği yemeği ve tarifini bul” derseniz ne olacak? Bu soruyu bir bilgisayar programına sormanız durumunda bir cevap almanız imkansız. Doğru cevabı almanız ise imkansızdan da zor. Çünkü, dakika bir, bahsettiğiniz “moğollar”ın bir millet mi yoksa bir müzik grubu mu olduğunu bilgisayar nasıl bilecek?

Bir gün bilgisayar bana şu cevabı verebilecek mi? “Hangi Moğollar hocam? Moğollar mı kaldı. Cahit Berkayʼın en sevdiği yemek pazı dolması ama tarifini vermeme gerek yok, pazının mevsimi değil”… Zor, çok zor.

 

SEMANTİK WEB OLMADI DATA WEB VERELİM…

Business Week dergisi 9 Nisan 2007ʼde Tim Berners Lee ile yapılmış bir söyleşi yayınladı. Lee, orada semantik kelimesinin yanlış anlaşıldığını, aslında baştan beri kullanması gereken kelimenin “data” olması gerektiğini söyledi. Hmm!. Ben daha açık yazayım: O Business Week söyleşisi Semantik Web kavramının mezar taşı oldu.

Dahası, Semantik Web aslında ölü doğmuştu. En başta farkedilmesi gereken gerçek şuydu: Günlük hayatta kullandığımız kavramlar ve kategoriler, kütüphanecilik düzeyinde bakarsak kolay anlaşılıyor, ama gündelik hayatın içinden bakarsak kategorilerin birbirleri arasındaki ilişkiler derin ve karmaşık.

Elinizi attığınız her resim, metin, şarkı ya da film bir kültür nesnesi aslında. Her birinin içine, başına “tag” denilen etiketler yazılarak bu kültür nesneleri tanımlı hale getirilebilir. Metadata denilen bu etiketler düzenli bir şekilde her kültür nesnesine işlenseydi o zaman teorik olarak, Semantik Webʼin vizyonunda olan şeyler, bir gün akıllı programlar yardımıyla gerçekleşebilirdi. (Nenemin de sakalları olsaydı dedem olurdu).

Bir defa, metadata girilmesi, sıradan web kullanıcısı olan ölümlülere bırakılırsa yandık. Ki şu anda durum budur. Web kullanıcılarının girişini yaptığı metadataʼlar güvenmek mümkün değil. Tagʼlenen resimler, filmler, şarkılar ve Ebay malları yalan yanlış, eksik ve çarpıtılmış bilgilerle dolu. Bir de bunun üzerine millete zorla metadata yaptırmanın güçlüğü, kültürel değişkenler, kategori oluşturmanın subjektif olması gibi halleri yanyana koyduğunuzda, Semantik Webʼin işlem yapacağı nesnelerin nasıl olup da işe yarar hale getirileceği belirsiz. Ölü doğum dediğim de işin burası.

(Metadataʼnın güvenilmezliği konusunda boing boing yazarı Cory Doctorowʼun çok güzel bir yazısı için bkz. http://www.well.com/~doctorow/metacrap.htm)

 

ÖKSÜZ KALMIŞ BİR KAVRAM: MEMʼLER

Memʼler kültürel fikir paketçikleridir. Kültür kelimesi ise Batı sosyal bilimcileri için “dokunma yanarsın” ile eşanlamlıdır. O nedenle memʼlere ilişilmez. Dolayısıyla bizim bakış açımızdan mem kavramı, kilise bahçesine terk edilmiş öksüz yavru durumundadır. Şimdi biraz daha detaylı bakalım memʼlere.

Matrix filminde işlenen dünya görüşü ve “Matrix mem”ʼi sanayileşmiş bir Batı ülkesinde yakaladığı etkiyi ülkemizde göstermeyebilir. Mesela muhtemelen Manisaʼlı bir manifaturacı üzerinde bu film pek fazla etki göstermez. Aynı şekilde nazar memʼi, bizim kültürümüzde çok kuvvetli bir mem iken Avrupaʼda kendisine hiç taşıyıcı zihin bulamayabilir. Memʼlerin bu kültürel yapıları, bu güne kadar incelenmelerine ve işe yarar kılınmalarında hep engel oldu.

Bence Tim Berners Lee aslında işin başında memetik web demek istiyordu. Kafasındaki kavrama, ya da vizyona dikkat edilirse, anlatmak istediği şey aslında web adlı evrensel ağdan erişilen her çeşit bilginin, bütüne anlamlı bir şekilde bağlı olmasıdır. Oraya eklenen yeni bir bilgi kırıntısı başı boş bir şekilde yüzen bir data parçası olmamalı, bir ilişkiler evreni içerisinde kolayca erişilebilir ve anlamlandırılabilir olmalıydı.

Bu vizyonun gerçekleşmesi için, tüm bilgi uzayına memetik bir iskelet vermek gerekir. Yani Matrix filminin içerdiği 23 temel mem, bu filmin webʼdeki bilgisine iliştirilmiş olmalıdır. Ancak, metadataʼnın sokaktaki kullanıcı tarafından oluşturulması ne kadar imkansızsa, memetik linklerin de kültür ürünlerine ve fikir denizine rastgele bir şekilde eklemlenmesi o kadar imkansız. Bu durumda yapacak tek şey kalıyor: İşi bu olan mesela bin adet akıllı insan işe alınıp, onlardan belli başlı tüm kültür ürünlerinden başlayarak, birbirlerine anlamlı linklerle bağlı dev bir ilişki yumağı oluşturmaları istenebilir. Bunlar bir sene çalışırlar ve 10 milyon adet anlamlı memetik link içeren bir deniz, bir memetik mini web oluştururlar.

Mesela, Matrix filminin içerdiği tüm öğeler memetik olarak filmin metadataʼsına bu özel ekipçe işlenir. Buna Japon manga kültüründeki benzer filmler eklenir, çizgi romanlar, yani Matrix filminin arakladığı her türlü kaynak da buna linklenir. Sonra Neuromancer, Snow Crash gibi edebi eserler, Mirror Worlds gibi romanlar vb. bunlar da filmdeki memʼlerin kaynağı olarak bağlantılanır. Yani içerik ilmek ilmek işlenerek Matrix filminin etrafında bir memetik yumak oluşturulur. Bu işlem ortak kültür havuzundaki binlerce kavram, yazı, film, resim, oyun vb. için yapılır.

Temel kültürel-memetik bir iskeleti ortaya çıkarmak devasa bir iş elbette. Ancak bunu yapan ilk kuruluşun belli bir zaman sonra elinde olacak mem uzayı çok kıymetli hale gelecektir. Bu ilk memetik yumak, bir noktadan sonra Wikipedia mantığında kullanıcılara açılır ve onlardan buraya aynı şekilde eklemeler yapmaları, ve de konulmuş linkleri puanlamaları istenir. Kaos içeren başlangıçtaki zor kısım, örgütlü bin mem bağlayıcısı tarafından atlatılmış olduğu için artık memetik webʼin büyümesi bundan sonra daha kolay olacaktır. Tabii bu kalkışımın sonuçlarının ilginç olduğu herkesçe görülmeye başladıysa.

 

SONUÇ:

Semantik web öldü,bu gerçeği kavramın yaratıcısı itiraf etmiş. Burada bu tesbit yapıldıktan sonra ilk defa yazıya geçirilmiş uçuk ve yeni bir fikir de huzurunuzda adlandırılıp varlığa büründürüldü. Artık memetik web fikrinin kendi hayatı başladı. Bu fikir akıllara yatarsa yaşamaya, beyinlerde yer ederek çoğalmaya başlayacak, büyüyüp adam olacak.

Özgüven Eksikliği

June 30th, 2008

Bir dünya markası var mı Türkiye’den çıkma? Dünyada Galatasaray dışında bilinen markamız var mı? Yoğurt var ama onun Türkçe kökeni olduğunu bilen yok. Döner Kebap var, lokum var, bir de dansöz. Sonuncusunun bizle alakası da yok aslında.

Bir Türk firması olsun ki, Sony gibi, Samsung gibi, Nokia gibi, Skype gibi bilinir olsun, özgün teknolojik ürünleri dünyada kullanılıyor olsun. Var mı bir örnek? Ben bilmiyorum, bildiğiniz varsa, isimlerini beklerim.

İşte bu olmayan Türk firmasının neden olmadığını konuşalım. Başka bir yazıda bunun olmama sebeplerinden birinin “mantıksız adam”ın sahne almamış olması olabileceğine değinmiştim.

Şimdi başka bir nedene bakalım. Özgüven eksikliği önemli bir neden. Bir girişimci, iki boyutta özgüven eksikliği yaşar:

1- Kişisel boyutta: kişi kendi hayatında ayağına dolanan konuları kesip atamamıştır. Bunların neler olduğuna girmeyeceğim, çünkü herkesin ayağına başka şeyler dolanır. Kişinin o dolanan ile ilgili kendi hayatında çalışma yapmış olmaklığı lazımdır.

2- Ulusal boyutta: memlekette özgüven eksikliği vardır. Herkes başkasından bekler dünya çapında işi, önünde örnek yoktur kişinin. Bir abi yoktur elden tutacak. Vehbi Bey’in anılarına bakarsın, aa, onun da ayağına dolananları görürsün, oradalardır. İsmet İnönü 1973’de ölmeden az evvel, Vehbi Bey’den uçak motoru yapmamızı talep eder (Can Dündar’ın yayına hazırladığı Vehbi Koç II kitabından). Yani mümkünse… Mümkün değildir der öteki, biz 300 ile giden uçağı yapana kadar yabancı 900 ile gidenini yapar zaten.

Bu anlayışla hiç bir şey yapmak mümkün değildir ki. Her zaman ilk başlayan 300’dedir, kendisinden önce başlayan da 900’de. Hyundai de ilk arabasına Ford motoru koymuştu, hem de Anadol’dan daha sonra. Şimdi Anadol yok Hyundai var, hem de ülkemizde fabrikası ile. Nasıl yararız bu fasit daireyi? Mantıksız adam, absürd istek elinde çıkagelir. (Mantıksız adam ile zilzurna deliyi birbirine karıştırma problemi de var bu arada konuşmamız gereken)

Bizim iyi insanlarımız var, yabancı ülkelerde, oraların ekonomisi ve şartları içinde başarılı olmuşlardır. Onlar da çıkış yeri olarak buralıdır. Buradan gitmedir. Hamit Altıntop değillerdir, Nihat Kahveci’dirler. Onlara başka yazı lazımdır.

Mantıksız Adam

June 26th, 2008

“All progress depends on the unreasonable man”. George Bernard Shaw 1903.

Yukarıdaki cümle bugün elime geçen Pixar adlı kitaptan. Bu kitabın en başında yapılan alıntı ile “mantıksız adam”ın önemi vurgulanmış: “Her türlü ilerleme mantıksız adamın marifetidir”.

Şu Euro 2008 günlerinde bunu örneklendirmek ne kadar da kolay! Milli takımımızın son dakikalarda tekrarlayıp durduğu arayı kapatma ve yenme mücadelesi mantıklı adamın yapacağı şey midir?

Ah bilseniz ülkemizin sanayi konusunda ne kadar geri kalmış olduğunu, ne denli mantıksız işler yapılıp beklendiğini, ve de tüm bu saçmalıkların mantıklı olmak, rasyonel olmak adına yapıldığını.

Halbuki aslında sanayi ve teknoloji hamlelerinde geriye düşmüş olmamızın, sanayi maçının son dakikalarına 2-0 yenik girmemizin sebepleri ne kadar ortada: Rasyonel olma adına korkaklık etmek.

2006 dünya kupası elemelerinde İsviçreʼye karşı İstanbulʼda 4-2 öndeyiz. Bir gol daha atsak finallerdeyiz. Maçın bitmesine 4-5 dakika var ve futbolcularımız havlu atıyorlar. Attılar, oradaydım gözümle gördüm. Hepimize, tüm stada havlu attırdılar. Hepimiz maç bitmeden dışarı çıkma gayretine girdik. İnançlarımızı kaybettik, 50.000 kişi.

Peki şimdi, Euro 2008ʼde oynadığımız 3 maçı, İsviçre, Çekya ve Hırvatistan maçlarını izlemiş olsaydık aynı 50 bin artı 11 kişi. O zaman da aynı mı davranırdık?

Bir tane, evet bir tane iyi örnek olunca herşey değişiyor. Bir kişi, evet bir kişi kabul etmeyince herşey değişiyor. O bir kişi, ki işte o “mantıksız adam”dır, o tüm bunlara katlanamayan adamdır. Bilmiyorum bizim takımda o zaman olmayan, yeni eklenen Arda mıdır şimdi o, yoksa başka biri mi? Ama inanın bana bu bir kişinin işidir. Onu bulmamız ve değerini anlamamız gerekir. O kişi herkesi, önce kendi takımını sonra da tüm stadı değiştirir. Herşeyi o bir kişinin direnci ve mantıksız isteği değiştirir, rakip takımı yere serer. Rakiplere bu tanrının işi dedirtir.

Lütfen her yaptığınız işe artık bu şekilde bakmaya çalışın. Bakın bakalım bir proje, bir maç, bir şirket, bir bina … bir çalışma zora girince mantıksız biri çıkıyor mu ortaya. Türkiye olarak artık bu mantıksız adamı tanıyalım, anlayalım, konuşalım. Çünkü ona inanmamaya hazır 50.000 artı 10 kişi hemen oracıkta hazır bekliyor.

Ülkemiz motor yapamadıysa, uçak yapamadıysa bu güne dek, bir Sony, bir Samsung, Hyundai, Nokia üretemediyse, mantıksız adamın eksikliğine vermeyeyim de ne yapayım.

Facebook’da Türkiye fenomeni!

October 30th, 2007

Facebook’un çeşitli ülkelerde büyümesini yaklaşık 3 haftadır takip ediyorum. En hızlı büyüyen ülke olduğumuzu görmekteyim, zaten televizyonlara da haber oldu bu konu. Az önce baktığımda 1.017.000 kişiydik, yani milyonu geçmişiz.

Avrupa’da milyonun üstünde başka ingilizce ana dili olmayan ülke yok. Aslında bize en yakın olan İsveç ve tam 670 bin kişiler. Almanya 203 bin kişi ve muhtemelen bunun dörtte biri ya da fazlası yine Türkler. Çünkü Almanya sayfasına ne zaman girsem random olarak getirdiği 6 kişinden 2’si türkçe isimli oluyor.

Avrupa’daki en yüksek üyeye sahip, ingilizce ana dili olmayan ülkeler ve sayıları şöyle: Türkiye (1.018.000), İsveç (670.000), Fransa (500.000), Norveç (431.000), Finlandiya (235.000), Danimarka (148.000) İspanya (135.000), İtalya (121.000) Belçika (98.000), İsviçre (95.000), Hollanda (89.000), Yunanistan (76.000), Polonya (44.000).

Bu ülkelerdeki bilgisayar yaygınlığına oranla en yüksek katılım Türkiye’den sanıyorum. Dolayısıyla acaiplik bizim sayımızda. Normalde beklenebilecek sayı 70-80 bin olmalıydı. Acaba şu andaki yüksek sayıyı nasıl açıklayabiliriz? Network effect denilen daha fazla kullanıcı olmasının daha hızlı büyümeyi yani ivmelenmeyi sağladığı biliniyor. Ama o noktaya nasıl gelindi ve neden?

Dünyanın başka ülkelerinden ve şehirlerinden sayılar vererek bu sorunu tartışmayı okuyucuya bırakayım. ABD, Britanya ve Kanada ülke olarak değil şehir ve bölge olarak yer alıyor facebook veri tabanında o nedenle ABD’yi ülke olarak veremiyorum.

New York şehri (540.000), Londra (1.716.000), Avustralya (1.185.000), Toronto (956.000), Vancouver (553.000), Güney Afrika (445.000), Chicago (421.000)., Hindistan (291.000), Hong Kong (325.000), Yeni Zelanda (180.000), Malezya (150.000), İrlanda (132.000), Pakistan (84.000).

Ve de İngilizcenin yaygın dil olmadığı diğer ülkeler: Singapur (227.000), Mısır (230.000), Meksika (211.000), İsrail (166.000) Çin (127.000), Japonya (77.000), Brezilya (58.000), Tayvan (44.000) , G. Kore (38.000).

Sanırım bu resmi görünce facebook dünyasındaki yerimizin anormal olduğunu daha iyi anlamışsınızdır. Eğer facebook yöneticileri bu sayılara bakıp TR’nin yerini ve görünen anomaliyi farketmedilerse şaşırırım. Artık onlardan menüleri filan türkçe istemeye hakkımız var sanırım.